Gezdim Gördüm ‘SYMI’

by

 

Symi, orijinal yazılışı ile “Σύμη”, ismini Yunan mitolojisindeki deniz tanrısı Poseidon’un eşi “Nymph Syme” den almış.

Biliyorsunuz ki birçok Yunan adasının aynı zamanda Türkçe isimleri de bulunuyor. Symi Adası ise Osmanlı döneminden bu yana Sömbeki ismini taşıyor.

Tarihte, tersanecilik ve sünger avcılığı sayesinde oldukça zengin bir ada olan ve bir Avrupa kenti kadar uğrak bir nokta olan Symi’de, o dönemler çok geride kalmış. Artık yalnızca turizmle nefes alan Symi’de yapılan küçük geleneksel teknelerin adı yine de hala Sümbek.

Symi Adasına tekne ile gittik. Siz dilerseniz Bodrum yada Datça’dan kalkan feribotlarla kapı vizesi alarak da gelebiliyorsunuz.

Adaya ilk ayak bastığımda müthiş etkilenmiştim. Çünkü adanın mimarisi muhteşem, evler yamaçlar üzerine inşa edilmiş, elimden fotoğraf makinamı hiç bırakamamıştım. Bence Yunan Adaları içerisinde Santorini’den sonra gelen en güzel ve büyüleyici ada…

Yamaç üzerine kurulmuş Simi Kasabası Noe-Klasik evleri ile sizi karşılıyor , Limanın sol tarafında Gümrük binasının arkasında Barok Çan kulesini görebilirsiniz. Ada merkezinde 400’e yakın merdiven çıkarak yukarı kasaba Khorio ‘ya ulaşabilirsiniz . Dar sokakları , begonviller ve klasik Yunan evleri sizi bekliyor . Agios Georgis Kilisesi , Bizans harabeleri Ortaçağdan kalma surlar gezilecek yerler arasında.

Symi’de yemek yemek denince akla, Türklerin adeta akın ettiği Manos Restaurant geliyor. Sürekli koşturan Manos’u biz gazetelerden ve birkaç televizyon programından tanıyorduk. Manos enteresan bir insan. Az çok bildiği Türkçesiyle karşılıyor sizi. Masanıza oturup sizinle sohbet ediyor, tek tek tüm müşterileriyle ilgilenen sempatik biri ama yanında çalışanlara Allah kolaylık versin dedirtecek cinsten. Sürekli bağırıyor ve kimse bu durumu yadırgamıyor. Manos’un ünü en az adanın ünü kadar var ve bu ünü sonuna kadar hakediyor… Deniz ürünlerinin lezzeti harika. Sistem de oldukça farklı. Masaya oturduğunuzda Manos yanınıza geliyor ve açıklıyor. Burada menü yok. Ara sıcaklar siz tabaklardakileri bitirdikçe sırasıyla geliyor masaya. O bitiyor, bir diğeri geliyor. Yalnız bir kural var. Doyduğunuzda, yani daha fazla deniz ürünü yiyemeyeceğinizi düşündüğünüzde garsona yeter diyorsunuz. Siz yeter dedikten sonra sofraya mutfakta çoktan hazırlanmış olan son bir deniz ürünü tabağı daha geliyor ve artık bu tabakla yemeğinizi sonlandırmış oluyorsunuz. Yediğiniz iştah kabartıcı şeylere diğer restoranlarda ödediklerimizden biraz daha fazla ödüyorsunuz ama sonuç kesinlikle tatmin edici. Restoranın bir bölümü fotoğraflara ayrılmış. Bu bölümde Manos’da yemek yiyen ve çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu, dünyanın dört bir yanından gelen artistlerin fotoğrafları var.

Henüz yorum yok.

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir