Gezdim Gördüm ‘NEPAL’

by

Seneler önce 2 kız arkadaşım, ”biz Nepal’e gidiyoruz, hadi sen de gel” dediklerinde, Nepal nerde ki? diye kalakalmıştım. ”Dünya’nın çatısı kızım” dediler Nepal için. Dünya’nın çatısını duyunca ben bir gaza gelmişim, hemen aldım biletimi 🙂

Kırk yıl düşünsem, bir gün Nepal’e gitmek aklıma gelmezdi. Nepal’in tam en güzel zamanıydı, toz boyaların havalarda uçuştuğu, insanların yüzünü gözünü renkelere boyadığı, Holi Festivali zamanı…

Biz Holi Festivaline denk gelemedik, bir kaç günle kaçırdık, ama boyalarımızı alıp, yüzümüzü gözümüzü boyayarak, otel odasını tam bir festivale çevirmiştik. Saçlarımızın diplerine kadar festival boyası olmuştu 🙂

Gitmeden bir rehber ayarlamışlardı kızlar, bize başından sonuna kadar eşlik ederek tüm Nepal’i karış karış gezdirmişti. Rehberimiz de inanılmaz sempatik ve kafa dengi olduğu için dördümüz çok eğlenmiştik. Bu tip gezilerde altını çize çize söylüyorum rehber çok önemli.

8 Günlük Nepal gezimizin ilk bir kaç günü, merkezdeki tüm tapınakları karış karış gezerek geçti. Nepal’e ait hemen hemen tüm kutsal yerlerin altını üstüne getirdik. En etkileyici olanı, hala aklımdan çıkartamadığım ölülerin yakıldığı alandı. Aşağıda detaylarına gireceğim…

Ha bir de o koca gözlü ”Kumari ” gözümün önünden gitmiyor. İlk olarak Kumari’den başlayalım ozaman… Nedir kimdir bu kumari?

Rehberimiz eşliğinde, Durbar’da küçük, eski bir saraya girdik. Burası küçük tanrıça Kumari’nin kendi gibi minik tarihi sarayıydı. Nepali’lere göre, Kumari Nepal Kraliyet ailesinin ve ülkenin koruyucusudur. İnanışlarına göre Katmandu Vadisi tanrıçası Taleju’nun ruhunun dünyadaki bir kız çocuğunda reenkarnesi. Kumari, Hindular ve Budistler arasında bir dostluk göstergesi olarak özellikle Budist bir aileden seçilir.

Tanrıça Kumari olmak için 30 kadar fiziksel özelliğe sahip olmak gerekiyor. Bu özellikleri taşıyan Budist Newari kökenli maksimum 5 yaşındaki Shakya ailesi kızlarından birisi, Kumari olarak seçiliyor.

Kızların geçtiği en çetin sınav ise 108 tane kesilmiş manda kafası ve gövdesi arasında bir gece geçirmek. (Seçilen 5-6 yaşındaki kızları 108 tane kanlı manda kafası arasında 1 gece bırakıyorlar, kız çocuğu hiç ağlamıyorsa Kumari olmaya aday oluyormuş. )

Tanrıça olarak seçilen kız, ailesinden alınır ve bu sarayda yaşamaya başlar. Yılın belli günleri, tören ve festivallerde tahtırevanla dışarı çıkarılır. Kumari’nin asla ve asla yere basmaması ve yürümemesi gerekir. Kumarililiğin en büyük kuralı, vücudundan kan gelmemesi gerekliliğidir. En ufak bir kanama kumariliği bitirir. Bu yüzden bir kız çocuğu ergenlik dönemine kadar kumari olarak kalabilir. Ve tanrıçalık bittiğinde yine eski hayatına geri döner. Bu dönem hayatında özel bir anı olarak kalır…

Düşünsenize küçücük bir kız çocuğu için ne kadar zor ve ağır bir süreç… Onların inanışına göre çok özel bir şey, ama bana öğrendiğimde çok acı gelmişti…

Nepal ya da resmî adıyla Nepal Federal Demokratik Cumhuriyeti, Güney Asya’da Çin Halk Cumhuriyeti ile Hindistan arasında yer alan bağımsız bir ülkedir. Ülkenin sınırları içinde dünyanın en yüksek noktası olan Everest tepesi (8848 metre) yer alır. Bu yüzden Dünya’nın çatısı olarak adlandırılır.

Nepal, coğrafi konum olarak Güney Asya’da yer alır. Kuzeyde Çin Halk Cumhuriyeti ve güneyde de Hindistan’ın arasında kalan 147.181 kilometre kare alana sahip bir kara ülkesidir. Kuzeyinde Himalayalar ve güneyinde de ormanlık Terrai bölgesi ile çevrelenmiştir.

Yaklaşık olarak 29 milyon nüfusa sahip olan Nepal’de, halkın büyük bir bölümü tarımla uğraşmaktadır. Meydanlarda tane işi sebze meyve satıldığını bile görebilirsiniz.

Nepal halkını Hindistan’dan gelen Racputana asıllı Gurkallarla, Güney Hindistan’dan gelen Bhutialar ve Nevarlar oluşturur. Ülke halkının %80’i Hindu’dur. Nepal kendisini dünyanın tek Hindu krallığı olarak tanıtmaktadır.

Nepal’de çok sayıda etnik grup bulunmakta ve çok sayıda dil konuşulmaktadır. Devletin resmi dili Nepali’dir. Yönetim biçimi cumhuriyettir. Başkenti Katmandu olup en gelişmiş ve büyük şehridir.

Kişi başına düşen ulusal geliri 240 dolar olan Nepal, dünyanın en yoksul ülkeleri arasında gösterilmektedir. 1990’lı yıllardan başlayarak ekonomisinde bir takım olumlu gelişmeler yaşanmaya başlamış olmasına rağmen henüz yoksulluğun giderilmesine yönelik yeterli bir gelişme sağlanamamıştır.

Sokaklarında ki koku ve kirlilik inanılmaz dikkat çekici olmakla birlikte, yanınızda bol miktarda ıslak mendil bulundurmanızı tavsiye ederim. Hayatımda şimdiye kadar gördüğüm en pis ülke diyebilirim (Hindistan’ı henüz göremediğim için benim gördüklerim içerisinde şuanda 1. sırada)

İlk olarak çevresinde kutsal olduğuna inanılan çok sayıda maymun bulunan ve Budizm’in dünyadaki en kutsal temsillerinden birisi olan Swayambhunath Stupası’nı (Maymunlar Tapınağı)’nı ziyaret edebilirsiniz. Milattan önce 5. yüzyılda yapımına başlandığı bilinen Maymunlar Tapınağı zamanla hem hindular hem de budistler tarafından inşası tamamlanmıştır. Bundan dolayı hindular da ibadet için tapınağa ziyarette bulunurlar.

Kutsal maymunların da yaşadığı yerdir. Her yerde serbestçe dolaşan maymunlar görebilirsiniz. Elinizde paketi açık bir yiyecekle maymunlar tapınağında dolaşmanızı pek önermem çünkü maymunlar elinizdeki yiyeceklere atlayıp, almaya çalışabilirler. Nepal’de sokaklarda dolaşan maymun ve inekleri asla incitmeyin ve onlara zarar verecek bir harekette bulunmayın, çünkü bir çok bölgede onlara kutsal gözüyle bakılıyor… Halkın tepkisini alabilir hatta tutuklanabilirsiniz.

Maymunlar Tapınağı Kathmandu’nun yüksek bir tepesine kurulmuştur. İki girişi olan tapınağın, bir girişi 365 basamaklı merdivenin tırmanıldığı giriş olup, diğeri de arabayla çıkılan giriştir. Tapınakta Bouddhanath Tapınağı’nda olduğu gibi altın kaplama üzerine yapılan Buda’nın gözleriyle burnu yer alır. Aslında bu burun bizim gördüğümüz burun değildir Budizmde. O burun bütünlüğü temsil eder.

Merdivenlerden sonraki alanda Budist manastırları ile birlikte restoranlar yer almakta. Ayrıca Kathmandu şehrinin muhteşem manzarasını da yukarıdan seyredebilirsiniz. Bir çok kafenin teras katında keyifli yerler var, hem oturup manzara seyredebilir hem de bir bira keyfi yapabilirsiniz. Yerel Biraları inanılmaz güzel, muhakak deneyin.

Eski Nepal kralları tarafından inşa ettirilen tapınaklar, avlular ve mabetler ile dolu olan, Katmandu’nun dini ve sosyal merkezi olan Durbar Meydanında, Lord Shiva Tapınağı, Nyatapola Tapınağı ve Baktapur’u muhakkak gezin…

Katmandu’da her krallık şehrinde olduğu gibi Durbar Meydanı şehrin merkezini temsil etmektedir. Yaşayan tanrıça Kumari’nin evi de burada olup, belli saatlerde Kumari, avludaki camdan dışarı bakarak halkı selamlamaktadır. Yaşayan Tanrıça olarak kabul edilen Kumari’nin evi 1757 senesinde yapılmış olup, 1966 senesinde renovasyon görmüştür. Evin girişinde kapının sağ ve solunda biri erkek diğeri kadın olmak üzere iki tane aslan figürü yer almakta ve inanışa göre onlar evi korumaktadır.

Durbar Meydanında UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilmiş bir çok bina ve tapınağı görme imkanına sahip olacak ve mimarisine hayranlık duyacaksınız. Ardından Nepal Turizminin kalbinin attığı Thamel’i gezebilirsiniz. Burada , el sanatları ve hediyelik eşya satan dükkanlar ile butik kafeleri bulabilirsiniz.

Boudhanath Tapınağı’nı ziyaret etmeyi unutmayın.

Her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği tapınak, aynı zamanda Budistler için bir hac mekânı olma özelliğine sahiptir. Yapıldığı tarihin tam olarak bilinmediği fakat milattan önce 5.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Söylentilere göre Buda’nın ölümünden önce inşa edilmiştir. Yapılış şekli de pek çok efsaneye konu olmuştur. 1950 senesinde Çin’in Tibet’i işgali sonrası bir çok Tibetli Budist buraya yerleşip, bu bölgede 50 adet manastır kurmuşlardır. Günümüzde de bu manastırlar ziyaretçilere açıktır.

Sonrasında ise “Kutsalların Kutsalı” olarak adlandırılan, ölü yakma törenlerinin yapılarak küllerinin Ganj’a döküldüğü Pashupatinath Tapınağı’nı gezebilirsiniz..

Ganj’ın önemli bir kolu olan Bagmati nehri üzerinde yer alan, “Kutsalların kutsalı” olarak adlandırılan bu tapınak Lord Shiva’ya adanmıştır. Hinduizm’de ölümden sonra bedenlerin burada yakılması ve küllerin Ganj ile birleşmesi için nehire savrulması, kişinin cennete gidişini kolaylaştırdığından, burası çok kutsal kabul edilmektedir.

Pashupatinath Tapınağı ilk gittiğinizde inanılmaz pis bir görüntü ve korkunç bir koku ile karşılıyor sizi. Fakat daha sonra orda gerçekleştirilen törenler, ölülerin gözünüzün önünde yakılması ve küllerinin nehre bırakılması sözün bittiği yer dedirtiyor insana… Kokuyu falan duymaz hale geliyorsunuz, kendinizi bir anda şaşkın şaşkın yakılan ölülerin törenini izlerken buluyorsunuz.

Tanrı Rato Machhindranath zamanında yaşadığı şehir olan Patan, Budizm’in Darma-Çakra felsefesindeki “Doğruluğun Çarkı” sistemine göre inşa edilmiş bir bölge, mutlaka uğrayın.

Patan şehrinin dört köşesinde ve bir tane de merkezinde Ashoka Stupaları gibi tarihi tapınaklar inşa edilmiş. Şekilleri ve ölçüleri ile nefes kesici olan bu tapınakların dışında da çeşitli şekillerde ve boylarda 1200 adet farklı tapınak bulunmakta. Patan geziniz sonrasında Thamel pazarında hediyelik eşyalara bakabilirsiniz. Nepal’de bol çeşitlilikte buda heykeli ve çeşit çeşit mask bulabilirisniz.

Yemekleri konusunda oldukça hayal kırıklığına uğradığım Nepal’de, iyi otellerin restoranları dışında bir yerde yemek yemenizi pek tavsiye etmem. Nepal’e özgü yöresel yemekleri deneyebilirsiniz.

Bizim katmer dediğimiz şey onlarda Chapati,  Chapatinin üzerine sebze/et yada tavuk koydurursanız bizim pizzamıza benzeyen bir lezzet oluyor, onun da adı Chatamari. Canınız çorba isterse Thukpa adını verdikleri, Doğu Tibet’e özgü bir erişte çorbaları var, ev yapımı erişte, sebze ve dilimlenmiş Manda eti kaynatılarak yapılıyor, onu deneyebilirsiniz. Canınız mantı tarzı bir şey çekerse, bohça şeklinde yaptıkları ve Momo adını verdikleri yemeği söyleyebilirsiniz. Canınız et çekerse Yak etini denemelisiniz. Ülkenin neredeyse tek et kaynağı olan Yak eti bir diğer adıyla Tibet sığırı, değişik baharatlarla hazırlanıyor. Dal-bhat adını verdikleri pirinçle yapılan özel bir pilavları var, bir çok restoranda elle yendiğini göreceksiniz. Çarşıda, pazarda her yerde kızartılarak yapılan halka şeklinde tatlılar göreceksiniz, onun adı Sel Roti. Ve canınız çay isterse Masala çayını deneyebilirsiniz.

İlk 2-3 gün Kathmandu’yu karış karış gezdikten sonra, kiraladığımız bir araba ile Chitwan’a doğru yola çıktık. Trishuli nehrine paralel uzanan ve Katmandu ile Chitwan’ı birbirine bağlayan yol üzerinde Tharu köylerinin manzarası eşliğinde bir saatlik bir seyahat yapıp ardından Chitwan’daki otelimize vardık.

Chitwan’da kaldığımız otel, balkonunuzdan gergedanları izleyebileceğiniz, yeşilliklerin içinde, bol oksijenli ve doğa harikası bir oteldi. Sadece orda kalmak için bile tekrar tekrar Nepal’e gidebilirim. (Chitwan National Park Jungle Safari Resort )

Rapti Nehrine 200m mesafede olan otel, doğa güzelliğinin yanı sıra, güler yüzlü çalışanları ile de kalbimizi fethetti. ”Günlerdir açız, ne olur bize içinde hiç baharat olmayan sade bir makarna pişirirmisiniz” dediğimizde, yanında bir de serbest dolaşan organik piliç ızgara ile gelmişlerdi 🙂 Şaka bir yana, Chitwan’da kalabileceğiniz en iyi otellerden biri.

Tek boynuzlu Asya gergedanı, Bizon, Bengal Kaplanı, Gharial Timsahı ve Leopar gibi ender bulunan canlıların doğal yaşam alanı olan Chitwan Ulusal Parkı’nın sunduğu aktivitelere katılabilirsiniz ve tüm gün boyunca Park’ın Orman gezisi, Kano, kuş gözlemi, Fil üreme merkezi gezisi ve Fil Safarisini gibi sağladığı aktivitelere katılabilirsiniz.

Biz Önce Fil Safarisine katıldık. 3-4 Kişilik gruplar halinde bindiğiniz filler ve rehber eşliğinde Chitwan Doğal Parkında Fil safarisi yaparken, bir çok hayvanı kendi doğal ortamında izleme şansı yakalıyorsunuz. Azıcık tırstığımı itiraf ediyorum ama yapmasaydım içimde kalırdı 🙂

Fil üreme merkezi, her boydan fili bir arada görebileceğiniz, hatta elinizle besleyebileceğiniz harika bir yer. Fil üreme merkezinde hamile ve anne filler var, üreme anını göremiyorsun ama etrafta gezinen minicik filler inanılmaz tatlıydı.

Dişi filler hamileliklerinde ve bebeleri 4 yaşına gelene kadar çalışmıyorlar. Burda kalıp çocuklarıyla ilgileniyorlar. Bebek filler belli bir yaşa gelince eğitiliyorlar. Fillerin durumu pek iç açıcı değildi ve bu duruma üzüldüm açıkçası ama doğada oldukları için biraz yüreğinize su serpiliyor, en azından sirkte değiller.

Chitwan’da yapabileceğiniz en güzel aktivite fillerle banyo. Hayatınız boyunca o anı hatırladığınızda yüzünüzü gülümseteceğine ve iyiki yapmışım diyeceğinize kefilim.. Yol boyunca acaba zarar veriyor muyuz diye düşündüğünüz filleri su içinde oyunlar oynayarak yıkanırken görünce içiniz gerçekten rahatlıyor.

O kocaman kocaman filler, hortumlarıyla hem kendilerine hem etrafındakilere su atarken, bu banyo sırasında küçücük bir çocuğa dönüşüyorlar adeta. Bir bebeğin suyu görünce yaşadığı sevinç yerleşiyor fillerin yüzüne.

Fil banyosunun ardından yapılabilecek otantik farklı bir yolculuk daha var. Chitwan Ulusal Parkı’nı iyice keşfetmek için, Rapti Nehri kıyısından kanolara atlayarak bu kez de nehrin sularına bırakın kendinizi.

Nehirde gezerken timsah göreceğimizi beklerken çeşit çeşit kuşa denk geldik, gezi boyunca hiç timsah görmedik, sanırım Kano gezisi için bir pazarlama yöntemi bu, timsahları görebileceğimizi söylemek 🙂

Ve yine hayatımda hiç yapmadığım ve Nepal gezimde ilk defa deneyimlediğim bir aktivite. ‘Trekking’ Hem de Himalayalarda… Hem de ben Trekking’in T’sinden bile habersizken.

Hayatımda düzenli olarak yaptığım hiç bir spor yokken, kıştan kışa kayak yapmak, yazdan yaza yüzmek tek bildiğim sporken, benim ne işim vardı Himalayalarda trekking de hiç bir fikrim yok, ama iyi ki yapmışım, iyiki gitmiş ve oraları görmüşüm diyorum şuanda.

Bir günde, hiç durmadan düz bir yolda bile 7-8 saat yürüyemem ben, dağ bayır demeden, aralarda sadece minicik molalarla yürüdüm. Ben yaptıysam herkes yapar sanırım. Yürüdüğünüz yolların doğal ortam olduğunu unutmayın, tuvalet yok, restoran kafe yok, ay ben yoruldum geri döneyim diye bir ihtimal hiç yok ve her an her yerden bir hayvan çıkabilir korkusu da cabası 🙂 Olsun yine de yapın, mutlaka gidin ve bunu yaşayın.

Geçtiğimiz köylerde öyle tatlı köylüler vardı ki, o yoksulluğa rağmen yüzlerinde gülümseme hiç eksik olmuyor, düşünsenize aynı evde keçisiyle koyunuyla yatıyorlar ama çok mutlular. Sizce de ”bir dur ve düşün” dedirtmiyor mu?

Genç yaşlı demeden herkes çalışıyor, herkes bir şeylerle meşkul, aynı bizim köylerimizde olduğu gibi, farklı kültürlerden farklı insanları görmek ve tanımak ruhuma iyi gelmişti, iyi ki gitmişim Nepal’e.

Herkese sevgilerimle

BURÇİN KAYA

Henüz yorum yok.

Ne düşünüyorsun?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir